15 Nisan 2015 Çarşamba

BİZANS DÖNEMİ AHŞAP ALETLER

Bu yazılar  izin alınmaksızın bir başka yayın organında yayınlanamaz, çoğaltılamaz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. 

Metro ve Marmaray projeleri kapsamında yapılmakta olan, Yenikapı istasyonuna yönelik arkeolojik kazılar, İstanbul Arkeoloji Müzeleri adına yaklaşık 700 kişilik uzman bir ekiple tarafımdan yürütülmektedir. Bu kazılar sırasında, yaklaşık 1400 adet 42 cins ahşap eser ortaya çıkarılmıştır. Bu eserlerin henüz ahşap cinsleri tam olarak ortaya çıkarılmamış olup  İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi ile bu yönde çalışmalara başlanması amacı ile gerekli yasal izinlerin alınması için işlemler başlatılmıştır.
Ahşap araç ve gereçlerin yapımı ile ilgili Bizans dönemine ait imalat ve teknik bilgilere tam olarak sahip değiliz. Özellikle kaşık, tarak vb. gibi.bu malzemelerin yapım geleneklerinin, günümüzde Anadolu’da halen varlığını devam ettirip,ettirmediğini, araştırmak için kısa sürede geniş bir araştırma yapmak için bir çok kent, ilçe ve köyü ziyaret ettim.
Batı Karadeniz yöresinde bazı yerlerde el ile ağaç işçiliğinin halen devam ettiğini gördüm. Amasra’da yaşayan Hasan YAĞLI’nın son çekici ustası olduğunu ve halen elinde el tornası bulunduğunu tespit ettim. Hallaç aletine benzeyen aygıtın bol ipinin torna edilecek ahşaba sarılarak bir kütük üzerinde uçları sivriltilmiş iki demir parçası arasına sıkıştırılıp bu kütüğün kullanıcı tarafına yerleştirilen bir kalasın ayakla üstüne basılıp diğer ayakla kütük çekilerek destek verilmekte ve tornayı oluşturan kavisli sopa bir elle çekilerek ahşaba şekil verilmektedir(Resim 1). Bu aletle halen imalat yapılmamaktadır. Ancak 23 Nisan şenliklerinde tören alayı içinde bir kamyon üzerinde geçilerek halka tanıtılmaktadır.
Resim 1.
Kaşık imalatı, muhtemelen Bizans ve Osmanlı dönemlerinden devam eden gelenekle ve  benzer özellikte elle Adapazarı Taraklı ilçesinin Albarlar köyünde yapılmaktadır. Köy evlerinin dışında yaklaşık 2×2 m boyutlarında kulübelerde özellikle kış gecelerinde,iki veya üç kişilik bir ekiple, bu imalat yapılmaktadır. Kulübenin içinde bir odun sobası ve yerde minderler bulunmaktadır. İki kişi, bu minderlere oturarak çalışmaktadır. Önlerinde dörtgen formlu dayanma kütükleri bulunmaktadır. Herhangi bir ağacın dal veya gövdesi kaşık uzunluğunda,önceden kesilerek hazırlanmıştır. Bu ağaç yapılacak kaşık ebatlarına uygun olarak düz ağızlı bir keserle dilimlenir. Bu parçalar yine keserle düz bir kaşık formuna getirilir. Daha sonra kaşığın ağız kısmının iç tarafı ucu konkav şekil verilmiş keser yardımı ile oyulur. Uzun bir sopanın ucuna takılmış orak benzeri kavisli kısa bıçaklarla kaşık içi, dışı ve sapı tam olarak şekillendirilir. Son olarak zımparalanarak kaşık imalatı bitirilir.
Günümüze yakın tarihlere kadar kullanılan ve bit tarağı olarak tabir edilen iki taraflı ahşap taraklar halen makine ile imal edilmektedir. Özellikle Bizans dönemine ait olan elimizdeki ahşap tarakların el ile nasıl yapıldığının tespiti için yine Anadolu’da araştırma yaptım. Bu araştırmaların sonunda Kahramanmaraş ilinde Halil GÜZELÇİFTÇİ adlı bir ustanın elle şimşir tarak imalatı yaptığını öğrendim. Kendisi 81 yaşında olup 1971 yılından itibaren elle tarak imalatını bırakıp yaptırdığı özel makine ile tarak imalatı yaptığını söyledi. Elinde bulunan bu imalat için yapılmış özel aletleri bize gösterdi. Dörtgen formlu büyük bazalt bir taşın ortasına açılan dörtgen formlu bir delik içine yerleştirilen ahşabın üst kısmında bulunan yarık içine tarağın ilk formu olan dikdörtgen formlu şimşir levha konulmaktadır. Bu levha, kaplama testeresi özelliklerine sahip ince dişli ve ince cidarlı gövdeli ve diş boylarını ayarlamak üzere testere gövdesi üzerine yerleştirilmiş ince uzun bir lama parçası ile ayarlanarak kesilmektedir. Üstte kullanılan lama tarağın ayna kısmını geçmeyecek düzgün kesişi sağlamaktadır. Kesim sonucu dişler açıldıktan sonra önce törpü sonra zımpara ile fazlalıklar tesviye edilip imalat bitirilmektedir .( res. 2)
Resim 2. 
Kazı çalışmaları sırasında ortaya çıkarılan çeşitli büyüklüklerde ahşap kemani matkaplar, özellikle gemi yapım ve onarımlarında kullanılmakta idi. Gövde üzerinde yivlere sarılan yay şeklinde ağaç üzerindeki kol ipin, sopanın hareketi ile dönerek üstten bastırılmak sureti ile alttaki delikte bulunan demir ucun ahşabı delmesi sağlanıyordu. Silindirik ağaç dallarından kesilen makara dillerinin ortasındaki delikler de muhtemelen bu matkaplar vasıtası ile deliniyordu.
Ahşap el işçiliğinin ülkemizde halen devam edip etmediği ile yapılan araştırmalar sonucunda Amasra’da Hasan Yağlı adlı kişinin el tornası kullandığı,ancak halen makine ile imalata devam ettiği, Adapazarı Taraklı ilçesi Albarlar köyünde kaşık imalatının devam ettiği, Kahramanmaraş’ta elle tarak imali yapan Halil Güzelçifti’nin 1971’den bugüne imalatı makinası ile yaptığı saptanmıştır. Özellikle kaşık üretiminin Anadolu’nun bazı yörelerinde halen devam ettiği,araştırmalar sonucu tespit edilmiştir.
Kazılar sırasında elde edilen ahşap buluntuların büyük çoğunluğu Bizans dönemine aittir. Ancak alanda bulunan bostan kuyuları içinde Osmanlı dönemine ait kaşık, tarak v.b. gibi ahşap eserler bulunmuştur. Ahşap eserler arasında 251 adet çeşitli makara ve dili, 362 adet tarak, 112 adet yelken, 56 adet tabak ve diğer mutfak eşyası ile 63 adet kaşık dikkat çeker.
Kazı alanının güney kısmında bulunan ahşap çıpa kazının en ilginç buluntularındandır. Kullanım dönemleri muhtemelen M.Ö. 5-6 yy. a ait olabilir. Olasılıkla Marmara denizi ortalarında batan bir gemiden dalgalarla sürüklenerek gelmiş olmalıdır. Metro kazı alanının kuzey batı köşesinde bulunan çipo (çıpa kolu) muhtemelen M.Ö. 4 yy. dan sonraya ait olmalıdır. Ahşap çiponun içindeki yuvalara yerleştirilen kurşun kasetler daha sonraki araştırmalarda olasılıkla ilginç sonuçlar verecektir.
Ahşap buluntuların özellikle 1. Bölge tabir edilen doğu alanının ortasında ve güneye doğru bulunmuş olduğu, ahşap malzemenin uzun süre deniz yüzeyinde kalıp battığı sanılmaktadır. Dalgalar tarafından karaya doğru sürüklenmiş olmasaydı ahşap malzemeye yoğun olarak kuzeyde tesadüf edecektik. Eser türüne göre yapılan incelemede ahşap tarakların (-)0.5-(-)1.5 m kot aralığında yoğun görülmesi, makaraların ise (-)3-(-)4.5 m seviyesine yayılmış olması daha geniş ve hafif malzemenin daha sığa yavaş yavaş battığını göstermektedir.(res.3)
İlk defa bu kadar yoğun olarak bulunan ahşap eserler üzerinde yapılan inceleme sonuçlarını, yapım teknikleri, ağaç cinsleri ve eser türleri hakkında yeterli bilgilere ulaşılmasını kaynak azlığı ve zamanın kısa olması engellemiştir.  İleride bu konuda yapılacak çalışmaların geniş olarak yayınlanması planlanmaktadır.

Resim 3.




TARAK
Bizans
Ahşap
h:10.3 cm
Gen: 4.6 cm
YKM.07.5435
Tarağın bir ucu çok kalın ve seyrek dişli olup diğer tarafı ince ve sık dişlidir. Ayna kısmı (tutma yeri) geniş dörtgen formlu olup kenarları çizgi bezemelidir. Aynanın ortasında iki büyük konsantrik daire bezeme vardır. Tarağın kalın dişli tarafı saç tokası olarakta kullanılmış olabilir.
Dişlerin bir kısmı ile yan tarafı kırık ve noksandır.









TARAK
Bizans
Ahşap
h:11.8 cm
Gen: 7cm
MRY.07.5106
Tarağın bir yanı ince ve çok sık dişlidir. Diğer kısmı ise kalınca dişlidir. Ayna kısmı dikdörtgen formlu olup kenarları bezemelidir. Aynanın orta kısmında +HPXKXгIX “Heraklos’un sağlığı” yazıtı yer alır (İst. Arkeoloji Müzesi epigrafı F. Demirkök tarafından okunmuştur.).
Ortadan ikiye kırık olup dişlerin bir kısmı kırık ve noksandır.






AĞIRŞAK
Bizans
Ahşap
h:1.2 cm
Ç: 3.7 cm
Delik S:0.8 mm
YKM.08.6422
Yarı kürevi formlu olup ortası döndürme çubuğunun geçmesi için deliklidir. Deliğin etrafında konsantrik daire bezeme vardır. Çevresi hafif dışa doğru çıkıntılıdır.
Üzerinde hafif kopuklar vardır.






DOKUMA TARAĞI
Bizans
Ahşap
h:11.5 cm
Gen: 8 cm
YKM.05.535
Dörtgen formlu tokaçlanmasının ucu kısa ve küt dişlidir. Gövdenin yanından yukarı doğru uzunca bir sopa vardır. Tokaçlanmanın üstünde kuş gözü bezemeler görülür. Sap üzerinde 4 sıra çizgi bezemeler üçerli grup halinde aralıklı olarak sıralanır. Bezeme arsında є harfi görülür.
 Gövde kısmının yanında ve dişlerde kırık ve noksan görülür.







KAŞIK
Bizans
Ahşap
Uz:23.9 cm
Kal: 3 cm
Aya En Boy:5,2×10,3 cm
MRY.07.5905
Kaşığın gövde kısmı derin olup sap gövde geçişi dikdörtgen prizması şeklinde olup üzerinde üç adet kansantrik daire bezeme vardır. Kaşığın ucuna doğru boğumlu ve bombeli bir kısmı vardır. Uç kısmı sivridir.
Tümdür.

KAŞIK
Bizans
Ahşap
Uz:12 cm
Gövde: 8.5×4 cm
MRY.06.3484
Uzun çukur gövdeli, gövde sap geçişinde boynuz şeklinde çıkıntılı bezemesi vardır. Sap kısa geniş olup yarım daire formludur. Sap üzerinde monogram vardır.
Gövdesi kırık ve iki parçadır.










TIKAÇ
Bizans
Ahşap
Uz:8.5 cm
R: 2.6 cm
YKM.07.5307
Ortası dairevi formlu olan gövdenin her iki tarafına uzanan uca doğru sivrilen iki ucu vardır. Üstü topuzlu olan üst kısmının alt tarafında ip geçme deliği vardır. Bu ip tıkacı su veya şarap tulumunun boyun kısmına bağlanması ile düşmesini önler. Diğer ucu tulumun ağzını kapatır. Orta kısmı çekip çıkarmak için dairevi form verilmiştir.
Tümdür.

TABAK
Bizans
Ahşap
h:4.5 cm
Gen: 4.8 cm
YKM.06.6450
Dışa dönük ağızlı, düz ağız kenarlı dibe doğru daralan yayvan gövdeli yüksekçe kaide diplidir.
Ağız kenarında kırık ve noksan vardır. Ayrıca çatlaklar görülür.





TOKMAK
Bizans
Ahşap
Uz:22.2 cm
h: 4,5 cm
MRY.06.3624
Düzgün olmayan dörtgen prizması gövdelidir. Sap deliği ve sap ortadadır. Ön yüzünde direkli bir gemi grafiti vardır. Muhtemelen kalafatçı tokmağı olarak kullanılmıştır.
Sapın bir kısmı kırık ve eksiktir.





MATKAP
Bizans
Ahşap
Gövde h:21,4 cm
             R:8.7 cm
Metal Uç Uz: 23.4 cm
YKM.08.6477
Silindirik gövdelidir. Üst kısmındaki çıkıntılı matkabın delme sırasında bastırılmasını sağlamaktadır. Ortadaki yivli kısım buraya dolan ipin dönmesi ile hareketi sağlamaktadır. Alttaki deliğe geçen uca doğru sivrilen demir uç delme işlemini gerçekleştirir.
Kısmi kırık, noksan ve ezilmeler vardır.





KUTU
Bizans 6 yy.
Ahşap+Bronz
En:8,4 cm
Boy:20,4 cm
h:3,9 cm
MRY 08.9000
Dikdörtgen prizması formludur. Üstünde sürgülü kapağı vardır. Sürgülü kapağı tutan bronz kilitleme kolu kutunun kısa kenarındadır. Kapak üzerinde sürgüyü itme tutamağı çıkıntılı olup bunun alt tarafında kapak üstünde bir yapı betiminin üstü kuş gözü bezemelerle süslenmiştir. Sürgülü kapağın altında iki levhadan oluşan ikinci bir kapak vardır. Kapağın içine açılmış iki dairesel yuvaya bronz terazi kefeleri ile ince uzun oyuk yuvalara ise terazi kolları yerleştirilmiştir. Teraziye ait üç adet bronz dirhem,kutu içinde özel yerleri olmasına rağmen, burada bulunmuştur. Bu kapağın alt kısmında dirhemlerin boyutunda üç adet yuvarlak çıkıntı vardır.Bu çıkıntılar altta bulunan dirhem yuvalarının,üstünü kapatmaktadır.
Kutunun iç kısmı ortadan ikiye bölünmüş olup bölmenin üstünde dirhemlerin, konduğu üç adet 1,4-1,5 cm çaplarında dairesel formlu yuvalar vardır. İki bölmeyi kapatan bronz pimli olduğu kalıntısından anlaşılan iki ince dörtgen formlu kapak  bulunmaktadır.Her iki tarafta ki bölmelere muhtemelen tartılacak hassas maddelereait parçalar konulmakta idi.Bunlar altın,kimyasal veya eczacılıkla ilgili olması ihtimal dahilindedir.
Kutu yüzeyinde aşınma vardır. Bronz bölümler yoğun korozyonludur.




KUTU KAPAĞI
Bizans
Ahşap
EN:8.3 cm
Boy: 18.7 cm
MRY.07.5103
Sürgülü bir kutuya ait bir kapaktır. Dikdörtgen formlu olup sürmek için kullanılan kısmı yukarıya doğru çıkıntılı bir bölme ile ayrılmıştır. Bu kısım enine oyulmuş ve oyuklara farklı cinsten açık renkli ağaç yerleştirilerek bezeme yapılmıştır. Bu kısmın bir yanında dikine dairesel bezemeler ile diğer yanında ×ApıC harfleri yine dikey olarak yerleştirilmiştir. Konik kısmının kenarları tek çizgi ile çerçevelenmiş olup ortada haç bezeme vardır.
Tümdür.



MÜHÜR
Bizans
Ahşap
Üst Çap:2.3 cm
Alt Çap:3.1 cm
h:6.8 cm
MRY.07.5912
Damganın olduğu bölüm silindirik olup baskı yüzeyinde iki haç işareti ile 3 sıra alt alta harfler yer alır. Tutamak yerinin üstünde boydan boya çizgilerle haç oluşturulmuştur.
Mühür kısmının kenarları kırık ve noksandır.








SAP
Bizans
Ahşap
h:7.2 cm
R: 2.3 cm
MRY.5544
Sapın gövdesi silindirik olup arka kısmı bombelidir. Bir aletin uç kısmındaki yuvaya geçirmek için tasarlanmıştır. Sap gövdesi arkadan öne doğru aralıklı yivlerle üç bölüme ayrılmıştır. Üstteki bölümde …….. altta …… harflerinden oluşan bir yazıt görülür. En altta sırlı haç motiferi vardır.
Tümdür. Yer yer aşınmıştır.







MAKARA DİLİ
Bizans
Ahşap
R:4.5 cm
Delik R:1.7 cm
h:1.6 cm
MRY.07.4892
Dairevi formludur. Yan tarafına ipin dönmesi için oyuk açılmıştır. Makara pimine geçeceği merkezdeki delik geniştir.
Tümdür.





PALANGA
Bizans
Ahşap
Uz:49,5 cm
Gen: 19 cm
H:12,5 cm
MRY 07.8548
Hareketli makara sistemi üç makara dilinden oluşmaktadır. Makara dilleri uç kısmı oval dikdörtgen prizması formlu ahşabın içine açılan delikler içine b,r tanesi üstte diğer ikisi yan yana alt kısma yerleştirilmiştir. Alttaki makara dilleri arasında bir delik vardır.
Üzerinde ufak kırık ve noksanlar mevcuttur.


ÇIPA
MÖ. 5-6(?)
Ahşap
Boy:2.21 m
Kol açıklığı:63 cm
Kalınlık:14 cm
MRY'08 – 8938
Muhtemelen iki parçadan oluşan çapanın bir yanıdır. Üstte ve ortada açılmış olan girintilerin karşılığı olan diğer kısım bu parçaya eklendiğinde çapa gövdesi üzerinde iki delik oluşuyordu. Alttaki deliğe taş veya ahşap çipo (kol) oturuyordu. Üstteki deliğe ise halat bağlanıyordu. Çıpanın alt kısmında bulunan kavela ve diğerleri çıpanın birleşmesini sağlıyordu. Çıpanın ağır kısmının ucunda olasılıkla bronz başlıklar vardı.
Yer yer aşınmıştır.


ÇAPA KOLU (ÇİPO)
Bizans?
Ahşap+Kurşun
Uz:2.2 cm
Kal: 8.6 cm
Kurşun Külçeler:30×3×2 cm
YKM.08.6894
İki ana parçadan oluşan dar ahşap latadır. Dar yüze açılan dört adet yuvaya kurşun ağırlıklar kaset biçiminde yerleştirilmiştir. Üstten birer demir çivi ile tutturulmuştur. Kurşun ağırlıklar çapanın batmasını sağlamaktadır. Çapanın bir ucunda dörtgen bir delik bulunmaktadır. Bu delikten geçen halat kolu muhtemelen çapaya bağlanıyordu.
Yedi parça halinde kırıktır.


YELKEN TOKASI
Bizans
Ahşap
Uz:12 cm
Baş Çapları.3.6×4.4 cm
Sarma Yeri: 1.7 cm
MRY.06.1650
Konik gövdeli sopanın uç kısımları dairesel formludur. İp sarma yerinin her iki tarafında yivli bezeme vardır. Yelken ip ve halatlarının bu sopaya sarılarak gerilmesi ve çarmıha takılarak sabitlenmesi için kullanılıyordu.
Tümdür.







ISKARMOZ ve YUVASI

Bizans
Ahşap
Iskarmoz YKM.06.1873
h:12.3 cm   R:2.4 cm
Iskarmoz Yuvası MRY.07.6812
Iskarmoz küreğin takıldığı ve kürek çekerken güç alınan silindirik gövdeli ucu teknede bulunan ıskarmoz yuvasına geçmesi için yontulmuştur.
Iskarmoz yuvası dikdörtgen prizması formlu olup her iki yanda uca doğru şevli şekilde yontulmuş ve bombeli bir biçim verilmiştir. Ortada ıskarmoz sopasının geçmesi için deliği vardır. Uç kısımlarına çakılan ikişer demir çivi ile tekneye tutturulmuştur.
Tümdürler.


OYUNCAK GEMİ
Bizans
Ahşap
Gen: 7.1
Uz:17.2 cm
h:6.9 cm
MRY.08.9060
Ahşap parçasına tekne formu verilmek üzere testere kesilmiştir. Bu kesime ait izler kıç kısmında görülmektedir. İç kısmı çok kaba şekilde oyulmuş bazı yerleri oymaya yardımcı olması için yakılmıştır. Baş altı bölmesi kısmen yapılmıştır. Baş bodoslama belirgin olup, çekmek veya yüzdürmek için uca doğru ip deliği açılmıştır. Altı düzdür.
Yan kısımları kırık, kısmen noksandır.



YKM
MRY
Tarak               5435
Tarak 5106
Ağırsak           6422
Kaşık 5905
Dokuma tarağı 535
Kaşık 3484
Tıkaç 5307
Tokmak 3623
Tabak 6450
Kutu          fiş
Matkap 6477
Kutu kapağı 5103
Çapa kolu 6894
Mühür 5912
Iskarmoz 1873
Sap 5544

Makara dili 4892

Palanga 8548   fiş

Çapa                  fiş

Yelken tokası 1650

Iskarmoz yuvası 6812

Oyuncak gemi 9060


KAYNAKÇA
1.      Koprowski, Paul. “Combs of the Beni-Amur.” African Arts, Vol. 9, No. 3 (Apr., 1976), sf. 40-92. UCLA James S. Coleman African Studies Center
2.      Palma, Ricardo L. “Ancient Head Lice on a Wooden Comb from Antinoe, Egypt.” The Journal of Egyptian Archaeology, Vol. 77, (1991), sf. 194-194. Egypt Exploration Society
3.      Antiri, Janet Adwoa. “Akan Combs.” African Arts, Vol. 8, No. 1 (Autumn, 1974), sf. 32-35. UCLA James S. Coleman African Studies Center
4.      Collings, H. D. “A Malayan Comb.” Man, Vol. 50, (Jun., 1950), pp. 84-84. Royal Anthropological Institute of Great Britain and Ireland.
5.      Göker ve Bozkurt, Y. Ve A.Y. “Orman Ürünlerinden Faydalanma Ders Kitabı” Orman Fakültesi Yayınları, İ.Ü. Yayın No: 2854, O.f. Yayın No: 297 (1997), sf. 1-6. İstanbul Üniversitesi
6.   Turgay,T. “Ahşap Taraklar” Collection, Temmuz, Ağustos,Eylül, (2003), sf. 60-63
7.   Baker, H. S. “Furniture In The Ancient World” Great Britain (1966), Sf. 293-310, The Connoisseur, London
8.   Hurley, M. “Wooden Artifacts From The Excavation Of The Medieval City Of Cork” Bar, (1982), Sf. 129, 301-311, Oxford
9.   Greenhill Ve Morrison, B. Ve J. “The Archaelogy Of Boats And Ships” Conway Maritime Press
10.        “Sauvé Des Eaux” Arc-Nucle Art (2007)

11.       “Gün Işığında İstanbul’un 8000 Yılı” Vehbi Koç Vakfı (2007)

ARKEOLOJİK BULUNTULAR İÇİN TARİHLEME YÖNTEMLERİNE GENEL BİR BAKIŞ

Bu yazılar  izin alınmaksızın bir başka yayın organında yayınlanamaz, çoğaltılamaz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz. 


ÖZET
Arkeolojik eserlerin bilimsel olarak yorumlanabilmesi için tarihlendirme çalışmaları çok önemlidir. Tarihlendirme klasik olarak; mutlak tarihlendirme ve relatif tarihlendirme olarak ikiye ayrılmaktadır. Tarihlendirme inter disipliner bir alan olup, arkeoloji, sanat tarihi, fizik, kimya, orman mühendisliği ve daha pek çok alandan uzmanın birlikte çalışması gerekmektedir. Çalışmalar sonucunda elde edilen verilerin doğruluğu örnek alımının doğruluğu, çalışma şartlarının uygunluğu ve kişinin uzmanlığına bağlıdır. Elde edilen veriler sayesinde hem geçmişte ortaya çıkarılan hem de gelecekte ortaya çıkarılacak eserler üzerinde daha verimli bilimsel çalışmalar yapılabilecektir.
Anahtar kelimeler: Arkeometri, tarihlendirme, kent arkeolojisi.

ABSTRACT
Dating is very important in archaeology in order to  interpret artifacts scientifically. Dating is conventionally divided into absolute and relative dating. Dating is an interdisciplinary field in which experts from various fields such as archeology, art history, physics, chemistry and forest engineering need to work together. The accuracy of the output data depend on sampling, suitability of working conditions,  and  expertise. More efficient scientific studies will able to be carried out on the artifacts that were discovered in the past, and will be discovered in the future with the help of acquired data.
Key words: Archaeometry, dating, urban archeology.





ARKEOLOJİK BULUNTULAR İÇİN TARİHLEME YÖNTEMLERİNE GENEL BİR BAKIŞ
M. Metin GÖKÇAY1
Arkeolog, Yıldız Teknik Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi, Mimarlık Tarihi Ana Bilim Dalı, mmetingokcay@gmail.com

İlk insandan itibaren başlayarak bir amaç için kullanılmak üzere tasarlanıp yapılmış cisimlerin yaşlarının tayini için yapılan çalışmaları tarihlendirme olarak tanımlayabiliriz. Tarihlendirmeyi klasik olarak iki başlık altında irdeleyebiliriz.
1. Mutlak Tarihledirme: Kesine yakın en az yanılma payı olan tarihlendirmelerdir. Buna göre:
a) Konuşan Buluntular: Arkeolojik bir kazıda yazılı bir belge bulunuyor ve okunabiliyorsa bu buluntu elde edildiği tabakayı kesin olarak tarihler. Aynı şekilde konuşan buluntu olarak tabir edilen sikkelerde de bu sonuç elde edilir. Altın sikkeler daha fazla tedavülde kaldığı için geniş bir zaman aralığını kapsayabilir (Şekil 1). Büyük bir olasılıkla tarihleme yapılırken sapmalar yaşanabilir. Bu sorun, ayni tabakada çıkan diğer buluntuların incelenerek tekrar tarihleme yaparak aşılabilinir.  
b) Jeo kronolojik Yöntemler: Radyo karbon (C14), Potasyum-Argon, Florür testi, Termolüminisans gibi arkeometri alanına giren yöntemlerdir.
c) Dendo kronoloji: Ağaçlardaki her yaş için eklenen halkaların sayımı ile saptanan yaş tayinidir (Şekil 2). Yenikapı’da bulunan iskele ve dolgu kazıklarının tarihlerinin tespitinde uygulanmış ve bu yolla liman dolgusunun hangi yıllarda olduğu kademeli olarak saptanabilmiştir (Şekil 3). Burada kullanılan ağaçların hangi ormana ait olduğunun saptanması ile temin edildiği kaynakların,  analizi bakımından önemli bir olgudur.

Bir kalıntıyı zamanı bilinen bir olaydan yararlanarak tarihlemelerde Terminus post quem ve Terminus ante quem teknikleri kullanılır. Yenikapı kazılarında saptanan Neolitik tabakanın üstünde bulunan, tüm buluntular, Terminus post quem dir. Saptanan tabakanın altında bulunanlar, eğer var ise Terminus ante quem olarak tanımlanır. Bu kazılar sırasında ortaya çıkarılan, İstanbul’da şimdiye kadar bulunan ilk örnek olan Kostantinos surunun üzerindeki, Theodosios suru buna en iyi örnektir (Şekil 4).

2. Relatif Tarihlendirme: Kesin olmayan doğruya yakın tarihlemeleri göreceli olarak veren tarihlemelerdir.
a) Tipoloji: Tip, biçim ve simgeleri inceleyen ve bunlardan sonuçlar çıkaran bir bilim dalıdır (İlk ortaya çıkaran C. Thomsen-Danimarkalı). 1936’dan beri bilinen ve uygulanan bu yöntem, buluntuların en ilkelden başlayarak en yeniye göre sıralamak, sınıflandırmak bir uygarlığın eserlerinin taıdığı özellikleri tüm ayrıntıları ile incelemek ve bunların malzeme, işçilik (teknoloji) kullanımına (fonksiyonlarına) bağlı olarak alt sınıfları oluşturarak, aynı dönemde yaşayan diğer toplumlarla kıyaslamalarını yaparak zaman içindeki yapım yılını saptamak yöntemin esasını teşkil eder.

Örneğin bir Bizans keramiğini ele alırsak, beyaz hamur malzemenin genel olarak 9.-11. yy.’da yaygın olarak kullanıldığı görürüz ( Şekil 5). Yine bir Bizans tabağının dibindeki yayvan eğimin, Osmanlı benzerinde olmadığını, Osmanlı’da daha keskin hatlı bir profilin olduğu el temasında da görülecektir (Şekil 6). Bunun yanında teknolojiyi de bilmemiz tarihlendirme yapabilmek için gereklidir. İlk cam şişelerin yapımında kullanılan iç kalıp tekniğinin (Şekil 7) daha sonra MÖ 1.- MS 1. yy.’da bulunan üfleme tekniği ile değiştiği ve cam şişe ve sürahilerin iç hacimlerinin genişlediği görülür (Şekil 8). Bu saptama için kabın alt kısmında bulunan ve el temasında belirgin olarak saptanan şişirme çubuğundan dolayı oluşan cam kalıntısı,  bu tekniğin uygulandığına dair en belirgin emaredir.

Tipolojide diğer bir husus ise ayni zaman dilimi içinde yaşamış toplumlarla karşılaştırma yapmamız tarihlendirme için bir gerekliliktir. Aynı dönemlerde yaşamış olduğunu saptadığımız iki toplumdan birinin tarihini biliyorsak, yazılı belgelere sahip olmayan veya henüz yazısı çözülmemiş diğer çağdaş topluluğu da tarihleyebiliriz. Bu olgu Senkronizasyon olarak tanımlanır. Örneğin Asur’da bulunan tabletlerin aynılarının Kültepe (Karum Kaneş)de buluyorsak, bunlar çağdaştır ve mutlaka aralarında bir ilişki vardır.

İN SİTU DURUMU:
Kazıda bulunan bir buluntunun çıktığı andaki durumu, bozulmadan hangi kotta çıktığı, varsa mimari ile ilişkisi, tam olarak belgelenip saptanırsa buna in situ diyoruz. Kısaca; bu durumu bulunduğu yerde özgün olarak saptama olarak niteleyebiliriz. Örneğin bir iskeletin dişleri arasında veya kafatasının civarında bulunan bir sikke o devirdeki inanışları göstermesi bakımından ilginçtir. Dişleri arasına konan bu para kendisini öteki dünyada cennete götürecek kayıkçıya verilen ücret için olduğuna, bu para olmazsa ruhunun boşlukta kalıp eziyet çekeceğine inanılırdı. Bu sikke tarihleme açısından da önemlidir. Hangi şehre ait olduğu ve hangi yıllarda kullanıldığı çok kolay şekilde saptanarak tarihlendirilmesi yapılır (Şekil 9). Kazılar sırasında; depremler, mimari kalıntıların yıkılış şekli incelenerek saptanabilir. Bu da; depremin olduğu tarihi saptayabilmek için diğer buluntularla kıyaslanarak tarihlendirmeler yapılabilir. Bu konu da, başka bir örnek de; Vezneciler Metro kazısında ortaya çıkarılan, opus sectile mozaiğin (Şekil 10), üstünde, in situ olarak bulunan kurşun mühür (Şekil 11) vasıtası ile tarihlemesi, 11-12. yy.’a tarihlendirilebilmiştir.  

Arkeolojik kazılar sırasında iyi planlanmış ve rahat çalışma olanaklarına sahip bir atölye kazı evinde bulunan kitap ve katalogların ve konusunda uzman kişilerin katkıları ile ön tarihlendirme çalışmaları başlatılır (Şekil 12). Belgeleme çalışmaları yapıldıktan sonra bir uygarlığın kapsadığı dönemdeki tarihsel olayları bilmek de tarihlendirme konusunda yardımcı olur. Örneğin 532 yılında Bizans başkentinde vuku bulan Nika İsyanı sonucunda; Ayasofya’nın yanması ve bu dönemde imparator olan Justinyen’in İstanbul‘da büyük imar faaliyetlerine girişmiş olduğunu Procopius’un yapılar kitabından da biliyoruz. Bu yapıların incelenmesi, 6. yy yapı tekniğinde oluşan farklı özellikleri ortaya çıkarmıştır. İstanbul’da özellikle Sergios Bachos (Küçükayasofya) da yapılan kazı çalışmalarında 6. yy temel yapısında büyük boyutlu yaklaşık (2×2×1.30 m) boyutlarında Makriköy (Küfeki) taşların kullanıldığı saptanmıştır (Şekil 13). Sultanahmet ‘de bulunan Four Season oteli avlusundaki doğu batı yönündeki, muhtemelen Ayasofya’ya istinat duvarı olarak yapılan duvarın temel taşları da bu tarzdadır. Bu ve benzeri örneklerin fazlalığı nedeni ile bu özelliğin 6. yy ’ın karakteristiği olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca bu dönemde kullanılan damgalı tuğlaların her ne kadar tarihlendirmeler için önemli olduğu söyleniyorsa da bunun yanlış olduğu görüşü yaygınlaşmıştır. Tuğlalardaki damgaların  bir marka için işaretlendirme olduğu anlaşılmıştır (Şekil 14). Ayrıca tuğla kalınlığının da, Bizans mimarisinde tarihlendirme ölçütü olduğu kabul edilirse de biraz daha şüphe ile yaklaşmak isabetli olacaktır. Tuğla imalatçısının kullandığı kalıpların ne kadar standart hale ulaştığı düşündürücüdür. Bu konuda daha çok Horasan harcı ile birlikte değerlendirilerek bu tarihlendirmelerin yapılması uygun olacaktır (Şekil 15). Örneğin; Osmanlı son dönemlere doğru kullandığı horasan harcı, Bizans harcına göre hem çok koyu renkte ve daha zayıftır (Şekil 16). Ayrıca Bizans harcının yapılan testlerde de aşırı basınç uygulamalarına karşı yüksek dirençli olduğu saptanmıştır.

Mimari ile ilgili olarak yapacağımız ön tarihlendirmeler, küçük buluntuların tarihleme sonuçları ile parelellik sağladığı oranda kazı katmanları için sağlıklı bir tarihsel sıralamanın ortaya çıkarılması bakımından önemlidir. Mimari buluntuların tarihlendirmesine bir örnek verecek olursak; Yenikapı Marmaray kazısı, 100 ada bölgesi içinde yer alan hypoge yapısının tonoz yapısı, çok sık rastlanılmayan bir örnek olması nedeni ile yapının iç duvarları üzerinde yapılan tetkikte; burada gizli tuğla tekniğinin kullanıldığı ve inşa  tarzının 11. ve 12. yy. özelliği olması ve diğer verilere dayanarak anılan yapı sözü edilen zaman dilimlerine tarihlendirilmiştir (Şekil 17). Tarihlendirilmeler karşılaştırılma yolu ile yapılabilir. Sultanahmet Eresin Otel Kazılarında ortaya çıkarılan mozaik parçası, Büyüksaray mozaikleri ile karşılaştırılarak tarihlendirilmiştir (Şekil 18).
  
Mimari açıdan plan ve bina dışı süslemeleri de Bizans için bilgiler vermektedir. Bina dışında özellikle 12-13. yy.’da görülen hareketlilik ve tuğla ile yapılan bezemeler bu dönemin yani Geç dönem Bizans mimarisinin karakteristik özelliğidir (Şekil 19). Örneğin; Kariye Cami, Feneri İsa (Lips Manastırı), Fethiye Cami (Pammakaristos), Zeyrek Kilise Cami (Pantakrator) örneklerinde olduğu gibi.

Arkeometri kapsamı içinde sayılan ve bilinen yöntemlerden bir olan Karbon 14 (Radyokarbon) yöntemlerinin ne kadar sapmalar gösterebildiği son yıllarda anlaşılmıştır. Belki yeni yöntemler mutlak tarihlendirme konusunda doğruya en yakın tarihleri verecektir. Bu çalışmalar insanın evriminden başlayarak eski uygarlıkların veya kentleşmenin olmadığı prehistorik devirler hakkında bize yeni tarihleri ve bilgileri ortaya koyacaktır.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: tarihlendirme çalışmalarında arkeometri çalışmaları kadar insan faktörü de önemlidir. Gözlemci ve araştırmacı konusunda uzmanı kişilerce yapılacak relatif tarihlendirmeler yaşlandırma ile beraber bir dönemin yaşamını da ortaya koymak açısından daha ilginç sonuçlar ortaya çıkaracaktır.

Yenikapı  Liman kazılarında aynı kotta biri MÖ 4. yy diğeri MS 5. yy.‘a ait iki eserin birlikte saptandığı alandır. Bu da limanın dalgalardan ne kadar etkilendiğinin bir göstergesidir. Aynı kotta farklı dönemlere ait eserlerden hangisi az miktarda ise ve geliş şekline bakarak bu buluntunun oraya ait olmadığını söyleyebiliriz.

SONUÇ
Kent arkeolojisi kapsamında yapılan kazılardan bahsetmeden önce kent arkeolojisinin tanımı yapmak ve ne anladığınızı ortaya koymak gerekecektir. Kent arkeolojisini; yaşayan kentin en eski geçmişi bu günü arasındaki her türlü bağlantıyı (tarihi, ekonomik, toplumsal, siyasi vb. ilişkiler) çeşitli yöntemlerle ortaya çıkarılıp belgeleyip, tanım ve yorumunu yaparak tarihlendirerek kenti ile paylaşmaktır. Buna göre kentin mutlaka halen yaşam alanı olması şarttır. Elde edilen bulguların tanımı, yorumu ve hangi zaman dilimi içinde olması tespiti yapılmaktadır. Buna göre kent kazılarında bir ön tarihlendirmenin yapılması gereklidir. Bu nedenle sikkeler ile ilgili Grek, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait katologlar ile çıkan küçük buluntuların değerlendirilmesi açısından Corinth XI-XII ciltleri ile Saraçhane Kazıları  Kitabı, İstanbul kent arkeolojisi kazılarında gereklidir. Bu çalışmalar tipoloji alanında yapıldığı için aynı katmanda çıkan değişik tipteki eserlerin tarihlendirilmesi bu yöntemle yapılabilinecektir.

Bir kent kazısı ile ilgili olarak tarihlendirme yapılırken birtakım ön bilgilerin ve ön tarihlemeyi yapacak kişilerin deneyim sahibi olmaları en gerekli koşuldur. Örneğin bazı höyük kazılarında höyüğün her tarafı aynı tabakalaşmayı vermez. Güneyde neolitik kazarken kuzeyde tabakalaşmanın Bronz çağlarda başladığı görülebilir. Kent içinde bir liman kazıyorsanız önce dolgunun nasıl olduğunu saptamanız gereklidir (Şekil 20). Bu dolgunun kıyıya yakın yerlerinde daha önceki dönemleri, ileri doğruda sadece geç dönemleri kapsayabildiğini bilerek tabakalaşmayı yapmak gerekir. Antik limanın kapsadığı tüm alanda kotlar itibarı ile tabakalaşma yapması kaçınılmaz yanılgıları da beraberinde getirecektir.
Şekil 1. Bizans Sikkeleri.
 Şekil 2. Dendokronoloji yönteminde esas alınan ağaç halkaları.
 Şekil 3. Yenikapı Kazılarında ortaya çıkarılan iskele kazıkları.
 Şekil 4. Konstantin Surunun başlangıcı.
 Şekil 5. Bizans kabı.
 Şekil 6. Keramik profil çizimi.
 Şekil 7. İç kalıp tekniğinde yapılmış cam şişe.
 Şekil 8. Üfleme tekniği ile yapılmış cam şişeler.
Şekil 9. Bizantion Sikkesi.
 Şekil 10. Opus sectile mozaik.
 Şekil 11. Kurşun mühür.
 Şekil 12. Kazı atölyesinden bir görünüm.
 Şekil 13. Küçük Ayasofya Cami temel taşları.
 Şekil 14. Damgalı Bizans tuğlası.
 Şekil 15.Bizans horasan harcı.
 Şekil 16. Osmanlı Horasan harcı.
 Şekil 17. Yenikapı Kazılarında bulunan hipoje yapısı.
 Şekil 18. Eresin Otel içinde yer alan mozaik.
 Şekil 19. Kariye Cami (Khora Manastırı).
Şekil 20. Profillerde görülen tabakalaşmalar.

KAYNAKÇA
Davidson, G. R., Corinth XII: The Minor Objects, Princeton 1952.
Demiriz, Y., Örgülü Bizans Döşeme Mozaikleri, Yorum Sanat ve Yayıncılık, 2006.
Folsom, R. S.,  Handbook of Greek Pottery: A Guide for Amateurs, Faber & Faber Limited, 1967.
Gökçay, M. M., R.  Asal, Kent arkeolojisi kapsamında Eresin Crown Hotel İstanbul kazısı, A foundation excavation at Küçükayasofya Street,  Eresin Hotel, İstanbul, 2009.

Gökçay, M., “Yenikapı Liman Kazıları”, 1. Uluslararası Sevgi Gönül Bizans Araştırmaları Sempozyumu. Onikinci ve Onüçüncü Yüzyıllarda Bizans Dünyasında Değişim, Ed., Ödekan, A., E. Akyürek, N. Necipoğlu, Vehbi Koç Vakfı, 2010

Gökçay, M., “Yenikapı Kazılarında Ortaya Çıkarılan Mimari Buluntular”, Gün Işığına İstanbul’un 8000 yılı Marmaray, Metro, Sultanahmet Kazıları,  Vehbi Koç Vakfı Yayını, s. 166-179, 2007.
Harrison, R. M.,  Excavations at Saraçhane in Istanbul: The pottery, Cilt: 2., Princeton University Press, 1992.
Mango, C. A.,  Byzantine architecture: History of world architecture, Electa Editrice, 1978.
Morgan, C. H., Corinth XI: The Byzantine Pottery, Cambridge, Mass., 1942.
Müler-Wiener, W., İstanbul’un Tarihsel Topografyası,  Çev. Ülker Sayın, İstanbul,  Yapı Kredi Yayınları, 2001            .